Ankara, Çankaya
+903124785250
fpi@foreignpolicy.org.tr

Akdeniz Ortak Kazanımlar

DPE Ortak Kuruluşu

Görkem Süren

Akdeniz, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına göre merkezi konumda bulunan Ortadoğu’nun, Kafkasya ve Orta Asya’nın enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaşımını sağlayan ve enerji ulaşım hatlarını kontrol eden, tüm Akdeniz coğrafyası ile birlikte dünya ticaretinin yaklaşık üçte birini bünyesinde barındıran  çok önemli bir deniz ulaşım bölgesi ve kesişme noktasıdır. (Cihat Yaycı 2020)

Deniz güvenliğine yönelik olarak sayılabilecek tehdit tiplerinin neredeyse tamamını barındıran Akdeniz’de güvenlik denklemi çok boyutlu ve çok aktörlü yapısıyla oldukça karmaşık bir durumu arz etmektedir . Suriye’deki iç savaş ve bunun yansıması olarak terör tehdidi ve göç akınları, Filistin’de devam eden çatışmalar ve Libya’da süregelen istikrarsızlığa deniz yetki alanlarının paylaşımı mücadelesi ve çok uluslu petrol firmalarının da eklenmesiyle Akdeniz’de deniz güvenliği oldukça karmaşık bir hal almıştır. (Cihat Yaycı 2020)

Bu sorunlar arasında geçmişin geleceğe yönelik yansımaları ile deniz yetki alanlarının paylaşımı öne çıkmaktadır 21,yüzyılın başından itibaren deniz yatağının daha derin yerlerinin işletilebilir hale gelmesiyle birlikte Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ekonomik hale gelmiş bu durum kaynak arayışındaki ülkeler için fırsatlar ve beraberinde riskler oluşturmuştur(Cihat Yaycı 2020)

Bu Ekonomik alt yapıya bakmak gerekirse 8 Nisan 2010  tarihinde ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS-US Geological Survey) tarafından yapılan araştırma sonucu yayınlanan raporda Kıbrıs, Lübnan, Suriye ve İsrail arasında kalan bölge olan Levant Havzası’nda 3,45 trilyon metreküp (122 trilyon kübik feetlik) doğalgaz ve 1,7 milyar varil petrol bulunduğu tahmin edilmektedir

 Türkiye penceresinden bakarsak son yıllardaki izlediği politikalar ile özellikle bölge ülkeleri ile yaşanan sorunlar dolayısıyla Akdeniz’de yalnız kaldığını söylememiz yanlış olmaz son dönemde Libya ile yapılan anlaşma ile önemli bir adım atılmasına rağmen bölge ülkeleri olan İsrail, Mısır, Suriye, Lübnan ile gerçekleştirilecek MEB anlaşmaları ile Türkiye’nin ve diğer ülkelerinin çok net kazanımları olması beklenmektedir.

Bu konu ile ilgili kısa bir örnek vermek gerekirse İsrail, devletinin doğalgaz boru planı bulunmaktadır ancak Türkiye ile yaşanan sorunlar nedeniyle bu boru hattını Yunanistan üzerinden dağıtma arayışına girmiştir ve bu güzergah sonucu projenin maliyetinin çıkaramayacağı için sadece İsrail bulacağı kaynak yeterli gelmeyecektir Mısır devletinin gazı da bu projede yer alması gerekmektedir ancak tek başlarına bu yeterli olmayacaktır. Başka keşiflere de ihtiyaç duyulmaktadır,  sondaj faaliyetleri ile hidrokarbon çıkarımları çok maliyetlidir oysa Türkiye ,İsrail, Mısır önderliğinde Lübnan ve Suriye’nin desteği ile ortaklaşa gerçekleşecek bu projede Türkiye üzerinden geçmesi muhtemel bir enerji hattıyla tüm ülkelerin kazanımları ve çıkarları olması beklenmektedir aynı zamanda bölge için istikrar ve huzura yardımcı olacaktır.

Bölgenin zenginliğini daha net anlayabilmek için bazı bilgiler vermekte fayda olduğunu düşünmekteyim ABD jeolojik araştırmalar Merkezi tarafından Nil Delta Havzası’nda yaklaşık 1,8 milyar varil petrol: 6,3 trilyon metreküp  doğalgaz ve 6 milyar varil sıvı doğalgaz rezervi bulunduğu belirtilmektedir Kıbrıs Adasının çevresinde 8 milyar varil bulunmaktadır .

8 Nisan 2010 tarihli (USGS-US Geological Survey)  tarafından yayınlanan  raporda  Levent havzasında 3,45 trilyon metreküp  doğalgaz ve 1,7 milyar petrol bulunduğu söylenmektedir.

Tüm bu zenginlikleri göze aldığımız zaman 2010 yılı tüketim miktarları dikkate alındığında toplam değeri üç trilyon doları bulan doğalgaz rezervlerinin bugünkü tüketim miktarlarıyla Türkiye’nin 572 yıllık Avrupa’nın ise 30 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabileceği belirtilmektedir.

Ege Denizi gibi yarı kapalı bir deniz olan Akdeniz’de de kıyısı olan devletlerin, deniz alanlarının sınırlandırılması dahil , haklarını kullanırken ve görevlerini yerine getirirken birbirleri ile işbirliği yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. (Yaycı 2020)

Türkiye’nin son dönemlerde Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ile sorunlar yaşaması sonucunda bu devletler İsrail, Mısır, Lübnan GKRY ile bazı yetki anlaşmaları yapmışlardır ancak Güney Kıbrıs Rum yönetimi anlaşma imzaladığı bölge ülkelerinin haklarını ihlal  etmiştir.Bu anlaşmalar hakkaniyet temellerine dayanmamaktadır.

Bu konuda örnek vermemiz gerekirse  2004’te MEB ilan eden, Mısır, Lübnan, İsrail ile MEB Sınırlandırma Antlaşması imzalayan GKRY, 4 Mayıs 2019 Tarihinde Birleşmiş Milletlere Ada’nın Kuzeyindeki sözde MEB sınırlarını bildirmiştir.

Uluslararası deniz hukuku gereğince deniz alanlarının sınırlandırılmasında anakaralar esas alınmaktadır. Bu nedenle aslında sınırın belirlenmesi için Mısır’ın muhatabının coğrafya gereği Türkiye olması gerekmektedir. Zira Türkiye ve Mısır’ın kıyılarının karşılıklıdır.

Eğer Mısır GKRY yerine Türkiye ile bir sınırlandırma anlaşması yapsaydı 11.500 kilometre kare daha fazla deniz alanına sahip olacaktı (Yaycı 2020)

Türkiye’nin Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülkesi olarak Akdeniz’de İsrail, Mısır, Lübnan, Libya ve Suriye ile eşit egemen devletler olarak yapacakları anlaşmalar ile birlikte hakkaniyet ve ortak çıkar çerçevesinde ortak kazanımlar ile birlikte gelişecek işbirlikleri hem ülkelerinin çıkarlarına hem de bölgenin istikrarı ve refahı için önemlidir. Bu ülkeler ile karşılıklı kazançlar ekseninde farklıklarını bir tarafa koyarak tüm ülkelerin ortak çıkarlarını gözeterek yapacakları MEB anlaşmaları ile birlikte Akdeniz’de hidrokarbon çıkarımında yapacakları ortaklıklar ülkelerinin yararına olacaktır. Akdeniz zengin bir alandır ve paylaşıma açıktır Türkiye, İsrail, Mısır Lübnan , Suriye ile yapılacak bir ekonomik ve enerjik işbirliği mekanizması ile çıkarılmaya başlanacak hidrokarbon kaynakları ve sonucunda Türkiye üzerinden dağılacak enerji nakil hatları ile tüm  ülkelerini yararına olacaktır. Günümüzde tek bir devletin tek başına maliyetlerin  altından kalkması epey zordur ancak birliktelik ile tüm ülkelerinin refahına olacaktır. Umarım çok geç olmadan bu ülkeler ile böyle bir birliktelik gerçekleşir çünkü ülkelerin farklılıkları olması doğaldır, asıl önemli olan ortak paydalarda buluşabilmek.

KAYNAKÇA

Cihat Yaycı (2020) Doğu Akdeniz’in Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir