Ankara, Çankaya
+903124785250
fpi@foreignpolicy.org.tr

Türkiye-Avrupa İlişkileri

DPE Ortak Kuruluşu

Eray Koşun

2.Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden hemen sonra Türkiye Cumhuriyeti, mihver devletlere karşı müttefik devletler ile ittifak antlaşması imzalamıştır. Bu anlaşma ile, Türkiye-Avrupa’nın diplomatik ilişkileri başlamıştır.

Türkiye-AET arasında Ankara antlaşması ile başlayan hazırlık süreci, iki taraf arasında inişli-çıkışlı bir süreci takip ederken 70-80’li yıllarda Türkiye’yi etkileyen iç ve dış dinamikler ve yaşanan ekonomik sıkıntılar ile terörle mücadele, ülkemizin Avrupa Topluluğu’nun evrimine uyum sağlamasını da zorlaştırmıştır.

Berlin duvarının yıkılması ardından köklü bir değişime giden birlik, doğu ülkelerinin katılma talepleri ile genişleme ve derinleşme politikalarını Kopenhag kriterleri ile gündemine almıştır.
Bu kriterlere Türkiye’nin uyumu konusunda kaygılara sahip olan Avrupa Birliği ülkeleri, tam üyelik yolundaki başvuruları gerek bu dinamikler, gerekse mevcut ülkelerin politik ve sosyal kaygıları sebebiyle müzakerelerin durdurulması gerekliliğine karar almıştır.

Mevcut ülkelerin toplumlarının inanış biçimi açışından bir Hristiyan birliği olan AB, Türkiye’nin adaylığı ile çok dinli bir yapıya kavuşmasının kaygıları bir yana, Türkiye’de bulunan askeri mevcudiyetin demokratik yapıya karşı bir tehdit olarak düşüncesi çerçevesinde de ele atmaktadır.

Jeopolitik konumu itibariyle Ortadoğu ve Avrupa arasında bir köprü görevi de gören Türkiye’nin gerek sosyolojik gerekse politik ilişkileri, uzun yıllar boyunca sınırındaki terör unsuru ile mücadelesini de doğrudan etkilemiştir.


Öte yandan, Türkiye’nin 1923’te oluşan ve Atatürk’ün vasiyeti olan geleneksel dış politikasında başta Arap ülkelerinin iç sorunlarına karışmamak ve Rusya’ya karşı dengeli bir ilişki ilke olarak benimsenmişti. Fakat 2011 Arap Baharı sonrası başta Suriye’de olmak üzere bu ilkeden sapma gerçekleşti. Rusya ile Türkiye, konjonktürel bir şekilde yüzeysel boyutta son dönem yakınlaştı. Türkiye açısından 300 yıldır zihinde var olan Rusya’ya karşı güvensizlik göz ardı edilerek tarafların birbirlerine karşı günlük pratikleri incelenemez ve anlaşılamaz, bu bağlamda Rusya’nın İdlib saldırısı sonrası Türk karar vericilerin NATO eğilimli söylem örneği, Türkiye’nin kriz dönemlerinde Rusya’ya karşı tarihsel tutumunda bir süreklilik unsurunun varlığını gösterir. S-400 ve Akkuyu Nükleer santrali ile bu denge bir tür bağımlılığa dönüşmesi ile Türkiye’nin dış politika esnekliği zedelendi. Bugün Türkiye batı ile yakınlaşarak bu çıkmazı aşmaya çalışmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir